Öğretmenlerin yaptığı çalışmaları gören ve her fırsatta takdir eden Chip Dergisi editörlerine teşekkür ederim.
Siteyi düzenlerken adaletsiz harcadığım zaman nedeniyle bana anlayış gösteren eşime de teşekkür ederim.

Öğretmenlerin yaptığı çalışmaları gören ve her fırsatta takdir eden Chip Dergisi editörlerine teşekkür ederim.
Siteyi düzenlerken adaletsiz harcadığım zaman nedeniyle bana anlayış gösteren eşime de teşekkür ederim.
Bu hikayeyi okuyunca aklıma uçakta seyahat eden leylek ve eşek hikayesi geldi. Leylek ne demiş eşeğe? Madem uçmasını bilmiyordun neden …. diye devam eden bir soru
Gelelim hikayeye;
Genç Macar Sanatçı Arpad Sebesy multimilyoner Elmer Kelen’in portresini yapmak için görevlendirilmişti. Görev özellikle zordu, çünkü Kelen sadece üç kısa poz vermeye razı olmuştu. Sonuçta, Sebesy portrenin çoğunu ezberden yapmak zorunda kalmıştı.
Kısıtlamalara rağmen, Sebesy portrenin Kelen’e yeterince benzediği görüşündeydi. Ancak, Kelen ayni fikirde değildi. Kibirli milyoner resmin kendisine benzemediğini öne sürerek portrenin parasını ödemeyi reddetti.
Genç ressam resmi yapabilmek için saatler boyu titizlikle çalışmıştı ve fakat birdenbire bunu ispatlayacak hiç bir şeyi olmadığını fark etti. Milyoner stüdyodan ayrılırken, sanatçı bir ricada bulundu: Okumaya devam et
Ünlü fizikçi Einstein ünlü olduğu sıralar konferanslar vermek üzere birçok teklifler almaktadır. Televizyon ve gazetelerin fazla yaygın olmadığı o zamanlarda ünlü fizikçi konferanstan konferansa koşuşturmaktadır. Bu arada şoförü de yanında olduğu için onun konferanslarda sorulara verdiği cevapları ezberlemiştir. Bir gün şoförü ünlü fizikçiye onun yaptığı işi kendisinin de rahatlıkla yapabileceğini söyler. Bunun üzerine Einstein kendisinin tanınmadığı bir yere konferansa giderken şoförüne kendisinin yerine geçmesini teklif eder. Şoför koltuğuna oturan Einstein ve şoförü konferansa giderler. Sorulan tüm sorulara, cevaplarını ezberlediği için şoför rahatlıkla cevap verir. Ancak bir kişi o ana kadar hiçbir konferansta Einstein’a sorulmayan zor bir soru sorar. Bu soruya verecek cevabı olmayan şoför hiç çaktırmadan soruyu soran kişiye şöyle der :
-Bana böyle basit bir soru sormanıza çok şaşırdım. Bakın şimdi şoförümü çağıracağım ve o bile bu soruyu cevaplayacak.
Tarihçi değilim ama Liman Von Sanders’in düşmanın Saroz Körfezi’den çıkarma yapacağını ısrarla belirtip askerlerimizi buna göre yerleştirmesi, düşmanı sahilde değil de daha iç kesimlerde karşılamaya çalışması Almanların Çanakkale Cephesi’nde savaşın uzamasını böylece Almanların savaştığı cephelerin yükünün azalmasını sağlama amacını gütmekte olduklarını gösteriyor. Başta Esat Paşa, Mustafa Kemal ve bir çok Osmanlı subayının bu konuda Enver Paşa’yı uyarmasına rağmen Enver Paşa’nın insiyatifi Alman generale bırakmasına kızmamak elde değil. Osmanlı subaylarının öngörüsüne göre tertibat alınsaydı savaşın daha kısa süreceği ve daha az can kaybının olacağı yadsınamaz bir gerçek olarak kitapta karşımıza çıkıyor. Okumaya devam et
| 3×37=111 | 6×37=222 | 9×37=333 |
| 12×37=444 | 15×37=555 | 18×37=666 |
| 21×37=777 | 24×37=888 | 27×37=999 |
2009 yılında düzenlenen yarışmada üçüncü olan Çinli Jia Rui Jun‘un karikatürlerini sitemde kullanmam için bana izin veren Karikatürcüler Derneği, Cartoon Yayıncılık ve TEMA Vakfı’na teşekkür ederim.
Daha fazla karikatür için tıklayınız.
– Biz bir karga isek Hacı Bektaşi Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. o yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaşi Veli’nin dergahı’na gider ve Hacı Bektaşi Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaşi Veli’ye sorar. Hacı Bektaşi Veli de söyle der:
– Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.
Bu hikayeyi okuyunca Nasreddin Hoca’nın göle yoğurt çalarken ya tutarsa demesi geldi aklıma. O yüzden paylaşayım dedim.
Pers sultani iki adamı ölüme mahkum etmiş. Sultanin atını ne kadar sevdiğini bilen mahkumlardan bir tanesi, hayatını bağışlarsa, bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş.
Kendini Dünya’daki tek uçan ata binerken hayal eden sultan, bunu kabul etmiş.
Diğer mahkum inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve
-“Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya?
Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar.
-“Pek değil” demiş birinci mahkum.
“Kendime 4 özgürlük şansı veriyorum:
Birincisi, Okumaya devam et
Hep duyduğumuz bir deyişin çıkış noktasını öğrenince eminim siz de güleceksiniz.
Balkan devletlerinin büyük bir kısmı ve bu arada Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde iken, Arnavut eşkiyalar sık sık dağa çıkıyor ve hükümet kuvvetleri de onları yakalamak için peşlerine düşüyorlarmış. Recep isimli bir eşkıyanın çetesi dağda kuşatılmış, artık çıkar yol kalmadığını gören çete elemanları saklandıkları yerden çıkarak bağırmaya başlamışlar:
“More atmayın, biz din kardeşiyiz, teslim olacağız.”
Hükümet kuvvetleri, ateşi kesmiş ve çeteyi teslim almış, Recep ve çetesi teslim olduğu için az bir ceza ile kurtulmuştu.
Recep, cezasını çekip köyüne döndükten sonra, olanı biteni köylülere anlatırken:
“More vallahi, zaptiyeleri öldürecektik, ama çotuğumuz çocuğumuz var diyerek yalvardılar. Biz de acıdık ve canlarını bağışladık ”
Bu arada köylülerin arasında bulunan Recep’in çetesinden biri, artık dayanamamış ve:
“Atma Recep, biz de din kardeşiyiz” demiş.
Kaynak : Çıkar Ağzındaki Baklayı(Deyimlerimizin Öyküleri) – Orhan YORGANCI
Tavsiye ederim çok güzel bir kitap.
Tubitak Merak Ettikleriniz köşesinde sorulan güzel bir soru ve cevabı.
Güneşe daha çok yaklaştığımız halde, en yüksek dağların tepeleri neden çok daha soğuktur? (Önder Candaş)
Bunun sebebi dağların tepelerinin merkeze uzak olmasından dolayı yer çekiminin görece azalmış olması, sonuç olarak da buralarda hava tabakasının incelerek ısıyı daha az tutabilmesidir. Ayrıca bir dağın tepesinde bulunmanın sonucu olarak Güneş’e yaklaştığımızı düşündüğümüz mesafe, orantısal olarak düşünürsek, Güneş ile Dünya arasındaki asıl uzaklık ele alındığında oldukça önemsiz bir büyüklükte.
B. Duygu Özpolat