Aylık arşivler: Kasım 2012

İngiltere’de Trafik Neden Soldan Akar?

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı. Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarım emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye… Okumaya devam et →

Deniz Ve Göllerin Neden Yalnızca Yüzeyi Buz Tutar?

Suyun en yoğun hali +4 ºC’de gözlenir. Soğuk havaya maruz kalan su,yüzeyden itibaren soğumaya başlıyor ve +4ºC sıcaklığa erişen su molekülleri en dibe çöküyor. Yine suyun molekül özelliğinden dolayı donan suyun hacmi arttığı için yoğunluğu sıvı halinden daha düşük hale geliyor ve yüzey buz oluyor.

 

Bu konu ile ilgili Tubitak Bilim Teknik Dergisi Merak Ettikleriniz köşesine gelen bir soru ve cevabı;

Deniz ve göllerin yüzeyinin buz tutmasına rağmen altında canlılar nasıl yaşar? (Ufuk Kavuzlu)

Bunun nedeni, suyun kimyasal yapısının bir sonucu, suyun en yoğun halinin +4°C’de gözlenmesidir. Su sistemleri soğuk havaya maruz kaldığında, su yüzeyden itibaren soğumaya başlar. Soğuma sırasında +4°C sıcaklığa erişen su molekülleri, en yoğun halde olmaları nedeniyle en dibe çökerler. Bu sayede de, yüzeyde buz tabakası yer almasına rağmen, tabakanın altı daima 0°C’den farklıdır, en dipteki su tabakası da +4°C’dedir. Suyun ısı alışverişi sürekli olarak devam ettiği için, yoğunlaşarak dibe çöken ve +4°C’den saparak yukarı çıkan su molekülleri, suda bir döngü oluşmasına neden olur. Suyun bu özelliği, canlılık için oldukça önemlidir.

Cevaplayan: Deniz Candaş

Orijinal bağlantı: http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=11&soru_id=1243

Hayvan Fotoğrafları

Objektiflerin Durdurduğu Anlar

Kedicik. Soğuktan titreyen aç, yavru bir kedi. Annesi yemek aramaya gitmiş. Verdiğim poğaçayı hemen yedi. Kediyi biraz sevdim. Soğuktan titreyişini elimle daha da net hissettim.

Var Mı Yan Bakan?

Sabah Jimnastiği

  Orman Ve Su İşleri Bakanlığı Giresun Şube Müdürlüğü İnternet Sitesinden Alınmıştır.
 k
 k
 Masumiyet
l
l
 Mazlum ve Masum
l
l
  Vahşi Yaşam Fotoğrafçısı Gregoire Bouguereau tarafından çekildi.
l
l
 KUZU VE GÜNEŞ – Fotoğrafı kullanmama izin veren İbrahim YILDIZ Hocam’a teşekkür ederim.
l
l
 Serinlik
l
l
 Gölge etme, başka ihsan istemez.
l
l
 Gölge etme, başka ihsan istemez-2
l
l
 KEDİKONDU
l
l
 Bırakın Beni!
l
l
  Kim O?
l
l
 Açık bir çay daha!
l
l
 O ses Neydi?
l
l
 Diğerleri Nerede?
l
l
 Herkese Günaydın
ll
l
 
 Aynı anda  aynı yere bakan 5 ördek.
l
l
 
Fotoğrafı çeken kişi bilgisi verilmeyen fotoğraflar benim tarafımdan çekilmiştir.

 

Kurt Gödel

Fotoğraf : http://wnsr.parsons.edu internet sitesinden alınmıştır.

Kurt GÖDEL (Ünlü Matematikçi ve Matematik Felsefecisi 28 Nisan 1906 – 14 Ocak 1978)

1930’lu yıllarda yaşadığı sıkıntılar ve Nazilerin baskısı Kurt Gödel’de yersiz kuşku ve şüphelerin artmasına neden olmuştu. Hastalık hastası olan Gödel yaşamının sonlarına doğru zehirlenme korkusu ile bir şey yememeye başladı. Ancak eşinin yemekleri test etmesinden sonra yiyebiliyordu. Fakat eşinin hastaneye yatması ve tedavinin uzun sürmesi yüzünden Gödel bir şey yememeye başladı. 72 yaşında öldüğünde sadece 29,5 kg’dı.

Kaynak: Bilim Teknik Dergisi( 2010 ya da 2011 yıllarına ait bir sayısı)

Yaşamak Sevmek Ve Öğrenmek

Güzel bir hikaye, yutkunabilirsiniz…

Öğretmenin adı bayan Thompson’du ve 5. sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde, sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı. Adı Teddy Stoddard. Bir önceki yıl, bayan Thompson, Teddy’i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını; giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken bir halde olduğunu görmüştü ve Teddy mutsuz da olabilirdi.

Okumaya devam et →

Kimsenin Sormadığını Sormak

Balıkesir İl Milli Eğitim Şube Müdürü Mürşit CANBULAT ‘ ın “Yansımalar” adlı kişisel gelişim kitabından okuduğum bir bölüm oldukça hoşuma gitti.

Kitapta ismini hatırlayamadığım birisi başarısının nedeni olarak annesinin ona her gün “Bugün öğretmenin sana ne sordu sorusu yerine , öğretmenine bugün hangi soruyu sordun?”  sorusunu yöneltmesini gösteriyordu.

İşte kimsenin sormadığını soran bir öğrenci, bu orijinal sorunun cevabını bilmeyen bir profesör ve sorunun cevabı;

3 IDIOTS(3 APTAL) filminden

Dünya Nasıl Kurtulur?

Fotoğraf http://tamutimes.tamu.edu internet sitesinden alınmıştır.

Populer Science Dergisi’nde rastladığım, küresel ısınmayı engellemek için bilim adamlarının çok ilginç bulduğum 6 çılgın önerisi;

1 – Orta Avustralya ve Sahra Çölü’nü ormana dönüştürmek:  İki çölde tuzdan arındırılmış deniz tuzuyla sulamak ve okaliptüs ağacı dikmek.  Fakat bu projenin bazı tehlikeleri vardı. Örneğin ağaçlandırıldığı takdirde Sahra Çölü, ekinleri mahveden çekirgeler ya da hastalık taşıyan kuşlar için bir üreme alanı olabilir. Sahra tozu olmadığı için daha kuvvetli kasırgalar oluşabilir. En büyük engel ise yıllık 1 trilyon doları aşan maliyet.

2- Okyanusları gübrelemek: Denize demir tozu döküldüğünde karbondioksit soluyan fitoplanktonlar çoğalıyor.  Ancak gübreleme balıklar için zehirli olan alglerin büyümesini de sağlayabilir ya da oksijenden yoksun ölü bölgeler oluşturabilir. Ayrıca yapılan bir araştırmada bu yöntemle karbon konsantrasyonunun milyonda 10 partikül azaltılabileceği, bunun da küresel sıcaklıkta bir etkisinin olmayacağı ileri sürülüyor.

3- Bering Denizini kapatmak: Bering Denizine yaklaşık 200 kilometre uzunlukta bir baraj yapmak. Böylece Pasifik Okyanusu’nun daha sıcak ve tuzlu olan suyunun Kuzey Kutbu’na doğru akması engellenebilir, böylece kutupsal buz örtüsü yeniden donacak ve yenilenen buz örtüsü güneş enerjisini uzaya geri yansıtarak gezegeni serinletecek.

4- Dünya ile Güneş arasına perde yerleştirmek:  İlk Lagrange noktasına (L1, Güneş ile Dünya’nın kütle çekimlerinin denge noktası) 200.000 km genişliğinde bir perde yerleştirmek. Böylece Güneş radyasyonunun %2’si engellenebilecekti.

5- Lagrange noktasına toplam 20 milyon defa roket fırlatarak 16 trilyon adet 60 cm’lik ayna göndermek.

6- 35 adet 10 namlulu top bataryasının yılın 250 günü gökyüzüne ateş ederek, atmosfere yılda toplam 5 milyom metreküp alüminyum oksit fırlatmak. Ancak yıllık 100 milyar dolar maliyeti olan bu projede parcacıklar stratosferden 2-3 yıl içinde döküleceği için uygulamanın sürekli yenilenmesi gerekir.

Kaynak : Populer  Science Dergisi Sayı: 3,  Sayfa: 48

Lagrange noktası ne demektir? Adlarını, 1736-1813 yılları arasında yaşamış Fransız matematikçi Joseph Louis Lagrange’den alan, uzayda kütle çekimin dengelendiği noktalardır. Bunlar, L1, L2, L3, L4 ve L5  olarak adlandırılır. Lagrange Noktaları, sadece Güneş Sistemi için geçerli olmayıp, birbirine kütle çekim etkisi yapan tüm gök cisimlerinin de Lagrange Noktaları vardır.

Pisagor da Bunu Yaparsa

Önceden aksi ispat edilene kadar bütün sayıların rasyonel olduğu kabul edilmiş. Bu fikri Pisagor güçlü bir şekilde savunmuş. Dik kenarı 1 olan ikizkenar dik üçgene Pisagor teoremi uygulandığında elde edilen hipotenüsün karekök iki olması onun bir öğrencisini şüpheye sürüklemiş. Öğrenci karekök ikinin m/n şeklinde yazılamayacağını ispatlamış. Hikayeye göre irrasyonel sayıların varlığını kabul etmeyen Pisagor öğrencisi Hippasus’un denizde boğularak öldürülmesi emrini vermiş.

Kaynak : Bilim Teknik Dergisi 454. sayı sayfa 84

 

Kabağın Sahibi

Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir. Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.

– Vur usturayı berber efendi, der. Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:

– Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.

Dervişlik bu sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.

Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Okumaya devam et →